Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ve mülakat mağduru öğretmenler, 1 Haziran’da Ankara başta olmak üzere ülkenin birçok büyük kentinde yürüyüşler ve basın açıklamaları düzenledi. Protestolarda öğretmen atamalarının yapılması, özlük haklarının iyileştirilmesi ve özel sektörde taban maaşların artırılmasına ilişkin talepler dile getirildi.
Ankara’daki ana protestoda, taleplerin karşılanmaması durumunda Türkiye’nin dört bir yanından gelecek özel sektör öğretmenlerinin ve mülakat mağdurlarının 14 Haziran’da başkentte süresiz eyleme başlayacağı duyuruldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılacak emperyalist savaş suçluları için kırmızı halı sermeye ve kentte fiilen OHAL ilan etmeye hazırlanıyor. Bu koşullarda tüm işçiler savaşa, kemer sıkmaya ve siyasi baskıya karşı mücadelede öğretmenlere destek olmalı ve onları olası polis devleti baskısına karşı savunmalıdır.
Haziran başındaki protestolar, bağımsız bir taban sendikası olan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından düzenlendi. Platform sınavlarda yüksek puan almalarına karşın yapılan mülakatlarda puanları düşürülen ve ataması yapılmayan öğretmenleri temsil ediyor.
Eğitim emekçilerinin protestoları, yaşam ve çalışma koşullarına yönelik saldırıların yoğunlaştığı koşullarda uluslararası ölçekte gelişmekte olan işçi hareketinin bir parçasıdır. İşçi sınıfı son dönemde artan oranda, çürümüş sendika konfederasyonlarından bağımsız, fiili mücadelelere yöneliyor.
Dünyanın dört bir yanındaki eğitim emekçileri benzer saldırılarla karşı karşıya bulunuyor. Tüm dünyada hükümetler sosyal harcamaları keserek ve ücretlere ve sosyal haklara saldırarak kaynakları silahlanmaya ve büyük şirketlere aktarıyor. Buna karşılık direniş de giderek büyüyor. Son aylarda ABD’den Avustralya’ya, Britanya’dan Kanada’ya kadar pek çok ülkede öğretmenler, kemer sıkma politikalarına ve reel ücret kayıplarına karşı greve çıktılar.
Küresel ölçekteki saldırı dalgasının bir parçası olarak, Türkiye’de özel sektörde çalışan öğretmenler büyük hak kayıpları ile karşı karşıya. 2014 yılında Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yapılan değişiklikle özel sektörde öğretmenler fiilen kapitalist piyasanın insafına terk edildiler. Bu değişiklikle özel okul öğretmenlerinin kamudaki denklerinden daha düşük ücretle çalıştırılamayacağını hükme bağlayan düzenleme iptal edildi. Bugün özel sektör öğretmenleri büyük ölçüde asgari ücretle çalışıyorlar. Kayıt dışı/sigortasız çalışma ve ders veya gün bazında ücretlendirmeler ile gelirleri asgari ücretin altına dahi düşebiliyor.
Türkiye’de asgari ücret 28 bin lira iken, hükümet yanlısı Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş) Mayıs 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması (“açlık sınırı”) tutarı 35 bin liraya yükseldi. Gıda harcaması ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (“yoksulluk sınırı”) ise 114 bin lira ile asgari ücretin 4 katına çıktı.
Eğitim sektöründeki düşük ücretler, çalışma koşullarının bozulması ve işsizlik esas olarak devlet okullarında verilen eğitimi nicelik ve nitelik olarak düşürme, kamu kaynaklarını şirketlere ve militarizme aktarma ve eğitimi özelleştirip özel sektörü teşvik ederek şirketlere kâr alanları açma yönünde yıllardır devam eden bilinçli politikanın bir sonucudur.
Ekim 2025’te hükümet yanlısı Sabah gazetesinde yayımlanan verilere göre, 2024’te öğretmenlik programlarından yaklaşık 33 bin kişi mezun olurken bunların yalnızca 20 bini kamuya atanabildi. Pedagojik formasyon yoluyla öğretmenlik hakkı kazanan yüz binlerce mezunla birlikte, ataması yapılmayan öğretmen havuzunun 600-700 bini bulduğu tahmin ediliyordu. İş bulamayan öğretmenler birçok durumda güvencesiz ve düşük ücretli başka işlerde çalışmak zorunda kalıyor.
Eğitim Sen eski genel başkanı Feray Aytekin Aydoğan’ın Birgün gazetesindeki bir yazısına göre, “Son 25 yılda özel okul artışı yüzde 700. 2001-2002 eğitim-öğretim yılında bin 887 özel okul var iken 2024-2025’te bu sayı rekor artışla 14 bin 700’e ulaşmış durumda. Özel okulların toplam okulların içerisinde payları yüzde 3,72’den 19,85’e yükseldi. Artık beş okuldan biri özel okul.”
Aydoğan’ın açıklaması, kendisinin de bir dönem yer aldığı eğitim sendikaları bürokrasisine yönelik bir suçlama niteliğindedir. Onlarca yıldır, kamu sektöründe örgütlü Eğitim-Bir-Sen/Memur-Sen, Türk Eğitim-Sen/Kamu Sen, Eğitim-İş ve Eğitim Sen/KESK gibi sendikalar, eğitimin özelleştirilmesini ve özel sektördeki öğretmenler ile işsiz öğretmenleri tamamen görmezden geliyor. Hükümetin kamu sektöründe de “sözleşmeli” ve “ücretli” çalışmayı yaygınlaştırması ve sonuçta tüm öğretmenlerin koşullarını geriletmesi bu işbirliğinin bir ürünüdür.
Buna karşı ister hükümet ister burjuva muhalefet yanlısı olsun, sendikalar içinde tabandan gelişen muhalefet hareketleri bastırılmaya çalışılıyor. Eğitim Sen’in İstanbul’daki 7 No’lu Şube yürütme kurulundan istifa eden öğretmenler, 9 Haziran Salı günü sendika.org’da yayımladıkları mektupta sendika bürokrasisi tarafından nasıl baskı gördüklerini açıklayarak şöyle yazdılar: “Ücretli öğretmenler, ataması yapılmayan öğretmenler, mülakat mağduru öğretmenler ve özel sektör öğretmenleri ile sendikayı her buluşturma çabamız öncelikle içeriden bir dirençle karşılaştı ve nihayetinde ceza ile karşılandı.”
Bu koşullarda özel sektör öğretmenleri son dönemde bağımsız bir taban sendikası kurarak çeşitli eylemlere imza attılar. 2025’in mayıs-haziran aylarında Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi önündeki direnişi karşısında Erdoğan hükümeti çeşitli vaatlerde bulundu ancak bu sözlerin hiçbiri tutulmadı.
Ayrıca atama bekleyen öğretmenlerin protestoları üzerine Erdoğan 2023 seçimleri öncesinde mülakatların kaldırılacağı vaadinde bulunmuştu ancak bu konuda da hiçbir adım atılmadı. Bu, emekçilerin feci koşullarının sorumlusu olan hükümetlere ve düzen partilerine seslenerek ve onlara güvenerek kazanım elde etmenin mümkün olmadığının bir göstergesidir.
Eğitim emekçileri için ileriye giden yol eğitim sektöründeki kamu, özel, atama bekleyen gibi bölünmeleri aşan, işçi sınıfının diğer kesimlerine seslenen ve sendikal bürokrasiden bağımsız, birleşik bir mücadelenin örgütlenmesinden geçmektedir. Kamusal eğitimin nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesi temelinde bu mücadele veli ve öğrencileri de kapsamalıdır. Eğitim emekçilerinin sorunları, kapitalist kâr sisteminden kaynaklanmaktadır ve uluslararasıdır. Bu da mevcut sistem çerçevesinde ve ulusal bir temelde verilecek her türden mücadelenin başarısız olacağı anlamına gelmektedir. Tek geçerli yol, mücadelenin anti-kapitalist bir temelde ve küresel ölçekte inşasıdır.
Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), eğitim emekçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin mücadelelerini sektörler ve ulusal sınırlar ötesinde birleştirmek için gereken aracı sağlıyor. Bu mücadelede şu talepler yükseltilmelidir:
- 14 Haziran’daki öğretmen protestolarını destekleyip yaygınlaştıralım!
- Okullarda ve işyerlerinde TK-Uİİ ile koordineli bağımsız taban komiteleri inşa edelim!
- Özel okullar kamulaştırılsın, eğitim bir meta olmaktan çıkarılsın ve tüm öğretmenler tam ücret ve özlük haklarıyla, güvenceli olarak devlet okullarında istihdam edilsin!
- Kaynaklar savaşa ve şirketlere değil eğitime, sağlığa ve diğer sosyal ihtiyaçlara aktarılsın!
- Emperyalist savaşa ve NATO zirvesine karşı çıkalım!
- Türkiye’de ve dünya genelinde bir avuç kapitalist asalağın özel kârı ve serveti için değil, toplumun ihtiyaçlarına dayanan bir ekonomi, yani sosyalizm için mücadele edelim!
