ABD’nin İran’a karşı savaşı petrol tankerlerine yönelik saldırılarla yeni bir evreye giriyor

ABD-İran savaşı salı günü yeni bir evreye girdi; Washington ile Tahran, denizcilik hedeflerine yönelik saldırıları ve Ortadoğu genelinde daha fazla tırmandırma tehditlerini içeren karşılıklı füze saldırıları düzenledi.

İran’ın bir ABD savaş gemisine balistik füze fırlattığının bildirilmesinin ardından ABD, beş İran petrol tankerini imha etti. İran, Ürdün’deki bir ABD askeri tesisine füze saldırılarıyla ve Basra Körfezi’nde ABD bağlantılı gemilere yönelik tehditlerle karşılık verdi.

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan videodan alınan bu görüntüde, ABD ordusu tarafından ateşlenen ve tek yönlü saldırı uçağı olarak da adlandırılan üç Corsair insansız yüzey aracının 12 Temmuz 2026'da İran'daki Bandar Abbas Deniz Üssü'nü vurması sonucu meydana gelen patlama görülüyor. [AP Photo/U.S. Central Command]

Bu son tırmanma, Beyaz Saray’ın savaşın sınırlı askeri eylemlerle, ekonomik yaptırımlarla ya da geçici ateşkeslerle sona erdirilmekte olduğu yolundaki bütün iddialarının çöktüğünü göstermektedir. Çatışma coğrafi olarak yayılıyor ve giderek küresel ekonominin bağımlı olduğu altyapıyı hedef alıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) salı günü, Amerikan güçlerinin dördü Umman Körfezi’nde, biri Hark Adası yakınında olmak üzere beş İran ham petrol taşıyıcısını vurduğunu bildirdi. Bir tanker battı; Pentagon geri kalan gemileri devre dışı bırakılmış ya da kullanılamaz hale getirilmiş olarak nitelendirdi.

Saldırılar, Washington’ın önceki iki gün içinde bir ABD savaş gemisine yönelik iki İran balistik füze saldırısı olarak nitelendirdiği olayların ardından geldi. CENTCOM, Amerikan gemisinin füzelerden kaçındığını ve hiçbir ABD personelinin yaralanmadığını açıkladı. İran devlet medyası ve İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (İDMO) ise farklı bir iddiada bulunarak, İran güçlerinin seyir füzeleri ve Aegis hava savunma sistemleri taşıyan ABD destroyerlerine hasar verdiğini öne sürdü.

ABD ordusunun eylemi, İran denizciliğine karşı giderek daha açık biçimde ifade edilen bir misilleme politikasının ardından geliyor. Amerikalı yetkililer, Tahran’ın saldırdığı her ABD gemisi için birden fazla İran gemisini vurmakla tehdit ettiler. Bu politika, Washington’ın küresel ticari denizcilik açısından sonuçları ne olursa olsun, İran’ın deniz ticareti üzerinde kendi denetimini dayatmak için askeri güç kullanacağının ilanı anlamına gelmektedir.

İran, ABD’ye ve müttefiklerine bağlı gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçmesini engellemekle tehdidiyle yanıt verdi. İDMO, Kuveyt ve Bahreyn yakınlarındaki sularda mürettebatları tankerleri terk etmeye çağırdı ve başka gemilere de saldırılabileceği uyarısı yaptı.

Dünya petrol arzının kabaca beşte biri bu boğazdan geçiyor. Sürekli bir kesinti, dünyanın her yerinde yakıt fiyatlarını, ulaşımı, gıda üretimini ve sınai tedarik zincirlerini etkileyecektir.

İran, tankerlerin imha edilmesine, ABD silahlı kuvvetlerine ev sahipliği yapan Ürdün’e yönelttiği bir balistik füze yaylım ateşiyle karşılık verdi. Bildirilen hedef, Amerikan uçaklarının ve askeri personelinin bulunduğu El-Ezrak Hava Üssü’ydü.

İran, füzelerinin uçak bakımı, konuşlandırma ve barındırma için kullanılan tesislere isabet ettiğini öne sürdü. ABD’li yetkililer saldırının etkisiz kaldığını ve bütün Amerikan personelinin sağ olduğunu belirtti. Ürdün makamları, ülkeye doğru 20 balistik füze fırlatıldığını, bunlardan 18’inin Ürdün hava savunması tarafından düşürüldüğünü, ikisinin ise meskûn olmayan alanlara düştüğünü bildirdi. Can kaybı bildirilmedi.

İran ayrıca bölgedeki Amerikan savaş gemilerini ve diğer askeri varlıkları hedef aldığını da öne sürdü. Olaylara ilişkin çelişen anlatılar bağımsız olarak doğrulanamadı.

Yine de saldırı, savaşın kayda değer biçimde genişlediğine işaret ediyor. Ürdün doğrudan muharip taraf haline gelmekten kaçınmaya çalışıyor ancak ABD güçlerine ev sahipliği yapması onu Washington ile Tahran arasındaki herhangi bir hesaplaşmada potansiyel bir hedef yapıyor. Aynı şey Irak, Körfez monarşileri ve Doğu Akdeniz genelindeki ABD üsleri ve askeri tesisleri için de geçerlidir.

Söz konusu ABD askeri tesisi genellikle, Doğu Ürdün’de El-Ezrak yakınlarında bulunan Muvaffak Salti Hava Üssü olarak tanımlanıyor. Üs, ABD askeri personeline ev sahipliği yapan ve Amerikan hava harekâtlarını destekleyen başlıca Ürdün hava tesislerinden biridir.

İranlı yetkililer, füzelerinin ABD’nin F-35, F-16 ve F-15 savaş uçaklarıyla bağlantılı uçak bakım ve hazırlık tesislerini, konuşlandırma alanlarını ve tahkimli sığınakları hedef aldığını söylediler. Kimi haberler yakındaki Prens Hasan Hava Üssü’nün de hedef alındığına değinse de vurulan tesisler belirsizliğini koruyor.

The Independent’a göre İranlı yetkililer, Ortadoğu’nun “fiilen Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde” olduğu uyarısını yaptı. Tahran Milletvekili Kamran Gazanferi’nin yaptığı açıklama, ABD’yi, İran’ı ve diğer bölgesel ve uluslararası güçleri içine alarak genişleyen çatışmaya işaret ediyordu. Savaş; ABD müttefiklerini, İran destekli güçleri, ticari denizciliği ve küresel enerji piyasasını içine çekiyor.

Başkan Donald Trump, çarşamba günü Dallas’a gitmeden önce gazetecilere, savaşın kasımdaki ABD ara seçimlerinin “hemen ardından” sona ereceğini öngörerek “Bence savaş seçimden hemen sonra bitecek, çünkü daha fazla dayanamazlar,” dedi.

ABD Başkanı, Tahran’ı “çaresizce seçimi etkilemeye çalışmakla” suçlarken, İran’ın Amerikan ekonomik baskısı altında zayıfladığını öne sürdü. Trump ayrıca, daha önceki ateşkeslerin çökmesinin ardından Washington’ın müzakereleri yeniden başlatma arayışında olmadığını belirtti.

Trump’ın öngörüsünün zamanlaması, savaşın ardındaki siyasi hesapların bir kısmını açığa vuruyor. Trump çatışmayı aynı anda hem askeri bir harekât hem bir ekonomik kuşatma hem de bir seçim meselesi olarak sunuyor. İran’ın kısa süre içinde teslim olacağını öne süren Trump, sözde çöküşün eşiğindeki bir hükümetin altı aylık bombardımanın ardından nasıl olup da füze saldırılarını sürdürebildiğini, denizcilik faaliyetlerini tehdit edebildiğini ve Washington’ın ilan ettiği hedeflere ulaşmasını engelleyebildiğini açıklayamıyor.

Trump bu haftanın başında sosyal medyada, ABD “İran’la savaşı KAZANDIĞINDA” petrol fiyatlarının “dik biçimde düşeceğini” ilan etti. Bu açıklama, yönetimin Hürmüz Boğazı’nda ve İran’ın enerji ihracatı üzerinde askeri egemenlik kurma çabasını, savaşın yol açtığı enflasyonist sonuçlara bir çözüm olarak sunuyor.

Petrol piyasaları her yeni askeri tırmanmaya keskin fiyat artışlarıyla karşılık verdi. Brent ham petrolü, ABD Donanması gemilerine yönelik yeni saldırıların ve İran tankerlerinin imha edilmesinin bildirilmesinin ardından salı günü varil başına yaklaşık 99 dolara yükseldi. West Texas Intermediate ham petrolü ise yaklaşık 94 dolara ulaştı. Brent, çatışmanın yoğunlaşmasıyla eylül ayının başında 90 doların üzerine tırmanmıştı; ağustostaki fiyatlar ise Trump’ın İran’ı destekleyen ülkelere misilleme tehdidinde bulunmasının ardından yaklaşık bir ayın en yüksek düzeylerine ulaşmıştı.

Uluslararası ölçekte işçi sınıfı, savaşın etkisini, artan benzin, ısınma ve ulaşım maliyetleri üzerinden hissediyor. The Independent, Brown Üniversitesi’nden, savaşın ABD enerji maliyetlerine 100 milyar dolar —hane başına kabaca 763 dolar— eklediğini ve toplamın her iki dakikada bir yaklaşık 1 milyon dolar arttığını belirten bir tahmini aktardı.

Fiyat sıçraması, aralarında Beyaz Saray’la doğrudan bağlantısı bulunanların da olduğu enerji şirketleri ve mali spekülatörler için piyasa istikrarsızlığından kâr elde etme fırsatları yarattı. Bildirildiğine göre Trump’a ait en büyük dokuz petrol ve gaz varlığı, savaşın ilk altı ayında 1,5 milyon ila 4,4 milyon dolar arasında kazanç sağladı. Trump’ın yatırım hesapları, ExxonMobil, Chevron ve ConocoPhillips gibi şirketlerin hisselerini almaya ve satmaya devam etti.

Bunlar, başkanın kendisinin ve ailesinin elinde tuttuğu varlıkların değerini doğrudan etkileyen bir savaş yürüttüğünü gösteriyor. Beyaz Saray, Trump’ın ya da yakınlarının yatırım kararlarında herhangi bir rolü olduğunu reddediyor ve varlıkların takdir yetkisine dayalı hesaplar ile otomatik yatırım modelleri aracılığıyla bağımsız olarak yönetildiğini söylüyor.

Bu inkâr meseleyi çözmüyor; çünkü Trump ailesinin ve bir bütün olarak egemen oligarşinin mali çıkarlarının savaştan yararlanması için başkanın her işlemi bizzat yapması gerekmez. Enerji şirketleri, savunma müteahhitleri, denizcilik firmaları ve bankaların hepsi üretken kaynakların yok edilmesinden ve ekonomik yaşamın askerileştirilmesinden kâr ediyor. Bu, emperyalizmin temel bir eğilimidir.

Trump yönetimi askeri baskının Tahran’ı teslim olmaya zorlayacağını iddia ederken, olgular tersini gösteriyor. Aylarca süren bombardıman ve ablukanın ardından İran teslim olmadı, Hürmüz Boğazı çekişmeli olmayı sürdürüyor ve Amerikan güçleri bölge genelinde giderek daha korumasız hale geliyor.

Son gelişmeler, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin çözümlemesini doğrulamaktadır: Bu savaş, enerji kaynaklarının, stratejik boğazların ve küresel ekonomik gücün kontrolü uğruna daha geniş bir emperyalist mücadelenin parçasıdır; bu mücadele özellikle, İran petrolünün başlıca alıcısı olan Çin’e karşı yürütülmektedir.

Savaş, Trump’ın seçim takvimiyle sona ermeyecektir. Washington’ın amacı yalnızca Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik değildir. Savaş, ABD emperyalizminin İran ve bütün Ortadoğu üzerinde egemenliğini dayatması gerektiği yolundaki stratejik zorunlulukla ilgilidir.

Tahran’ın yanıtı ise çatışmayı sona erdirmekten acizdir ve tırmanan bir emperyalist askeri kuşatma koşullarında burjuva milliyetçiliğinin çıkmazını yansıtmaktadır.

Yeni bir dünya savaşına doğru bu sarmalın alternatifi, işçi sınıfının ABD’de, İran’da ve uluslararası ölçekte emperyalist savaşa ve ona yol açan kapitalist sisteme karşı bağımsız seferberliğidir. Acil talep, bütün ABD askeri operasyonlarının sona erdirilmesi, Amerikan kuvvetlerinin Ortadoğu’dan çekilmesi ve yaptırımların ve deniz ablukasının kaldırılması olmalıdır.

Loading