İşçi Partisi hükümeti 1977’de dördüncü yılına girerken, işçi sınıfının tüm kesimlerinde büyüyen bir muhalefetle karşı karşıya kaldı. Bir dizi belirleyici kitle mücadelesi patlak verdi; bunlardan en dikkat çekenleri Grunwick grevi, Leyland alet atölyesi grevi ve Londra havalimanı bakım işçileri anlaşmazlığıydı. Bu mücadeleler, Callaghan rejimini sendikalarla doğrudan bir çatışmaya sürükledi. Sendikalar Kongresi (TUC) ile İşçi Partisi hükümeti arasındaki sözde “toplumsal sözleşme”, işçi sınıfının yenilenen saldırısı karşısında parçalanmaktaydı. Bu mücadeleler yoğunlaşırken İşçi Partisi hükümeti, çoğunluğunu korumak ve iktidarda kalmak amacıyla burjuva Liberal Parti ile gayri resmi bir parlamento bloku oluşturdu. Liberallerin bu anlaşmayı kabul etmesi, Britanya egemen sınıfının Muhafazakârları iktidara getirme zamanının henüz gelmediğine karar verdiği anlamına geliyordu. Bunun yerine, işçi sınıfına saldırmak ve moralini çökertmek için İşçi Partisi’ni biraz daha kullanmayı tercih ettiler.
Siyasi durumdaki bu belirleyici gelişme, WRP’nin 1975’ten bu yana işçi hareketi içinde sosyal demokrasiye karşı mücadelesine yön verecek herhangi bir stratejik kavrayıştan yoksun çalıştığını gözler önüne serdi. Troçki’nin strateji ile taktik arasındaki karşılıklı ilişki üzerine yazdığı her şey; nesnel durumdaki belirleyici değişimlere karşı doğru yönelimi bulmanın gerekliliği, sınıf mücadelesinin gelişimi ve işçi sınıfının öznel bilincinin en bilimsel değerlendirmesine dayanarak partinin siyasi çizgisinin sürekli keskinleştirilmesi ve geliştirilmesi ihtiyacı üzerine yazdığı her şey göz ardı edilmişti.
Parti Marksist bir çizgide mücadele etseydi, yani diyalektiği Healy’nin izlenimlerinin hareketinden değil de sınıf mücadelesinden çıkarsaydı, en geç 1975 başında şunu anlardı: işçi sınıfının bir süre bekleyip İşçi Partisi hükümetini sınayacağı kaçınılmaz bir dönem yaşanacaktı. Parti aynı zamanda, süresi belirsiz bu dönemin yerini, kaçınılmaz biçimde, işçi sınıfının İşçi Partisi hükümetine karşı yeni bir atılımına, devrimci sonuçları olan bir atılıma bırakacağını da kavrayacaktı. Bu durumda WRP, çizgisini işçi sınıfını yaklaşan kaçınılmaz hesaplaşmaya hazırlamak temelinde belirlerdi: sağcı sosyal demokratların maskesini düşürecek, işçi sınıfını hükümet politikalarına karşı seferber edecek, İşçi Partisi ve sendikalar içinde hükümet politikasına karşı olduğunu iddia edenlere talepler yöneltecek ve İşçi Partisi’nin yerel örgütlerinde sağcıları ihraç etmek için mücadele edenlerle eleştirel ve bağımsız bir temelde iş birliği yapıp gerekli sloganları öne sürecekti. Tüm bunları yaparken parti, sendikalar içinde, işçi sınıfı mahallelerinde ve gençlik arasında çalışmalarını sabırla genişletirdi. Bu çalışmanın gelişiminin her aşamasında parti, işçilerin politikalarına verdiği tepkinin nesnel bir değerlendirmesini yapar ve sınıfın siyasi gelişim düzeyini ölçerdi. Bu temelde, siyasi durumdaki değişimlere uygun olarak parti, propaganda ve ajitasyonunda gerekli düzeltmeleri ve somutlaştırmaları yapabilirdi. Bu tür bir pratiğe “sabırla açıklama” ve “kitleleri kazanma” denir.
1930’da Troçki, Bolşeviklerin 1917’de uyguladığı yöntemi şöyle çözümlemişti:
Avusturya krizi üzerine kısa çalışmamda, “sabırla açıklamak” formülünün Lenin tarafından Nisan 1917’de ortaya konduğunu bilerek parantez içinde belirttim. Bundan altı ay sonra iktidarı ele geçirmiştik. Bu, devrimci partinin sabırla açıklama yönteminin oyalama taktikleriyle, aşamalı reformizmle ya da sekter uzak duruşla hiçbir ortak yanının olmadığı anlamına gelir. “Sabırla açıklamak”, kesinlikle işleri gelişigüzel, tembel tembel, günde bir kaşık dozunda anlatmak demek değildir. Lenin bu formülle Nisan 1917’de kendi partisine şunu söylüyordu: “Küçük bir azınlık olduğunuzu anlayın ve bunu açıkça kabul edin; Geçici Hükümeti derhal devirmek gibi gücünüzün yetmeyeceği görevler üstlenmeyin; bugün kitlelerin ezici çoğunluğunun peşinden gittiği savunmacıların karşısında durmaktan korkmayın; dürüst savunmacının, işçi ve köylünün psikolojisini anlamaya çalışın ve savaştan nasıl çıkılacağını onlara sabırla açıklayın.” Lenin’in tavsiyesi başka bir deyişle şuydu: “Kitlelerin bilincini kazanmadan aniden güçlenmenizi sağlayacak süslü reçeteler ya da kurnaz numaralar olduğunu sanmayın; tüm zamanınızı, tüm devrimci sabırsızlığınızı ‘sabırla açıklamaya’ adayın.” Lenin’in sözlerinin gerçek anlamı budur.
Elbette tersi bir aşırılığı kaçmamak ve bu sözlerimi, esasen Avusturya komünistlerinin yedi ay içinde iktidara geleceğini varsaydığım biçiminde yorumlamamak gerekir. Bu, en hafif deyimle, pek olası değildir. Ancak olayların önümüzdeki dönemde gerçekten fırtınalı bir hızla gelişeceği varsayılırsa (ki bu olasılık dışı bırakılamaz), bunun anlamı yalnızca “sabırla açıklama” yoluyla elde edilecek kazanımların hızla büyüyeceğidir.
Bu yüzden “artık çok geç” sözü bana tam bir yanlış anlama gibi görünüyor. Proleter devrimciler için bundan başka hangi yöntemler olabilir? Ekmeden biçmek isteyen salt siyasi sabırsızlık ya oportunizme ya maceracılığa ya da ikisinin bir bileşimine yol açar. Son beş, altı yılda her ülkede, proletaryanın bilinçli katılımı olmaksızın onun konumunu yapay biçimde güçlendirmeye yönelik düzinelerce oportünist ve maceracı girişim gördük. Bu girişimlerin hepsi başarısızlıkla sonuçlandı ve yalnızca devrimci kanadı zayıflattı.
Avusturya’daki sosyal demokrat kitlelerin devrimci bir ruh hali içinde olduğunu ancak devrime hazırlıklarının Avusturya sosyal demokrasisinin güçlü aygıtı tarafından felce uğratıldığını yazıyorsunuz. Kitlelerin yalnızca uygun bir önderlikten yoksun olduğunu söylüyorsunuz. “Yalnızca!” Ama bu minicik “yalnızca” kelimesi, ilk propaganda çabalarından iktidarın ele geçirilmesine kadar devrimci partinin tüm faaliyetini kapsar. Kitlelerin güvenini mücadele deneyimi içinde kazanmadan devrimci önderlik olamaz. Bazı dönemlerde bu güveni kazanmak on yıllar alır. Devrimci dönemlerde ise aylar (doğru politikalarla), barışçıl geçen yıllardan daha fazlasını üretebilir. Ancak parti bu temel görevi asla atlayamaz. Bu görev, Avusturya’nın proleter devrimcilerinin karşısına bütünlüğüyle dikilmektedir. “Sabırla açıklamak” formülü her şeyden önce bu göreve işaret eder: “İşçilerin güvenini kazanın!” Ve bu formül, zorunlu olarak maceracılığa yol açan bürokratik kendini kandırmaya karşı; maskeli yöntemlere, tarihi aldatmayı ve sınıfa kendi iradesini dayatmayı amaçlayan kulis entrikalarına karşı uyarır. (Writings of Leon Trotsky 1930, Pathfinder, s. 71-73)
Bu mektuptan bu kadar uzun alıntı yapmamızın nedeni, her kelimesinin sanki Troçki tarafından WRP önderliğine bir sitem olarak yazılmış gibi okunmasıdır.
1975-77 arasındaki belirleyici geçiş dönemi, Healy ve Banda tarafından heba edildi. Aşamaların ve temponun sorunlarına kayıtsız kalan bu ikili, her vesileyle yalnızca aynı şeyi tekrar tekrar haykırabiliyordu: “İşçi Partisi hükümetini devirin.” Böylece 1977’de sendikalarla İşçi Partisi hükümeti arasındaki fiili hesaplaşma patlak verdiğinde WRP, işçi sınıfına yakın bile değildi. Bu saldırı dalgası, WRP’nin işçi sınıfı içindeki ültimatomcu çizgisi yüzünden ödediği muazzam bedeli gözler önüne serdi. Parti, kitle mücadelelerine anlamlı bir müdahaleye zemin hazırlayacak gerekli kazanımları elde edememişti. 1975’ten itibaren, hatırı sayılır bir üye tabanına ve günlük bir gazeteye sahip olmasına rağmen WRP, News Line muhabirleri dışında, kadrolarının çalışmasıyla önemli bir rol oynadığı tek bir mücadeleyi bile gösteremiyordu. Sendikalar içinde büyüdüğüne dair bir kayıt yoktu; hiçbir politika geliştirmediği İşçi Partisi’nden ise söz etmeye bile gerek yok.
Siyasi açıdan WRP’nin çizgisine ek sıfatlar dışında ekleyecek bir şeyi yoktu. Nitekim Ağustos 1977 perspektifler belgesi şöyle duyuruyordu: “İşçilerin Devrimci Partisi, Temmuz 1975’ten bu yana İşçi Partisi hükümetinin devrilmesi çağrısında bulunduğu gibi, Liberal-İşçi Partisi koalisyon hükümetini devirmek için de en kararlı mücadele çağrısında bulunmaktadır.” (s. 7)
Bu ifade, Liberallerle kurulan parlamento blokunun siyasi önemini vurgulamaktan çok uzaktı; yalnızca işçilerde herhangi bir belirleyici değişikliğin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda kuşku uyandırabilirdi. News Line’ın çizgisini takip eden bir işçi şunu sorabilirdi: “Liberallerle koalisyona girdikleri için İşçi Partililerini devirmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Ama bunu bize koalisyon kurulmadan iki yıl önce de söylüyordunuz.”
Marksist bir önderlik açısından, Callaghan’ın Liberallere yönelmesi, sosyal demokrat hainlere karşı sınıf çizgisinin çarpıcı biçimde keskinleştirilmesi için kuşkusuz bir fırsat olurdu. Böyle bir önderlik, derhal sendikalara ve İşçi Partisi’ne, Callaghan ile sağcı kabinesini görevden alma çağrısı yapardı ve böylece hızla gelişmekte olan hatırı sayılır kitle hareketiyle bağ kurardı. Elbette bu talebi şurada burada dile getirmek yeterli olmazdı. Bunun yerine, işçi hareketinin tüm düzeylerinde sürekli bir çalışma gerekecekti. WRP’nin eski çizgiyi sürdürmesinin yeni durumla örtüşüyor gibi görünmesi ancak bozuk bir saatin günde iki kez doğruyu göstermesi ölçüsündeydi (gece mi gündüz mü olduğunu bilmeniz gerekmediği sürece). Marksist yönteme karşıt olarak geliştirilen yanlış bir çizgi, nesnel durumdaki rastlantısal bir değişiklik nedeniyle devrimci eylem açısından doğru hale gelemez. Sınıf mücadelesi içindeki yeni siyasi gelişmeler ile WRP’nin geçmiş ya da şimdiki çizgisi arasındaki herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfiydi.
İşçilerin Devrimci Partisi, 23 Mart 1977’de İşçi Partisi-Liberal paktının yapılmasına, yalnızca bunun sosyal demokratların iki yüzlülüğünü teyit etmesi ve hükümetin devrilmesine yönelik önceki çağrısını haklı çıkarması açısından yaklaştı. Parti, Callaghan’ı Liberallerin desteğini aramaya iten sınıf mücadelesindeki değişimleri çözümlemedi ve bu temel üzerinde WRP’nin işçi sınıfının hızla kutuplaşan kitle örgütlerine müdahalesini mümkün kılacak yeni taktikler geliştirmedi.
İşçi Partisi-Liberal paktının arifesinde News Line’ın manşeti “İşçi Partisi Herkese Açık” şeklindeydi. Bu alaycı manşet, İşçi Partisi içindeki siyasi krize, işçi sınıfının direnişini yansıtan krize merkezi vurgu yapılmasından bir sapmayı ifade ediyordu. Makale, John Ryman adlı bir İşçi Partisi milletvekilinin şu soruyu gündeme getirdiğini geçerken belirtiyordu:
İşçi Partisi milletvekillerinin hükümeti desteklemeye devam etmeleri için gerçekten iyi bir neden var mı?
Hükümet, benim seçim bölgemde kitlesel işsizliğe, düşük ücretlere, yükselen fiyatlara, hastane koğuşlarının ve öğretmen yetiştirme okullarının kapatılmasına ve ülke genelinde 3 milyon dul kadın için tarif edilemez yoksunluk ve sefalete yol açan sistematik bir ekonomi stratejisini bilinçli olarak uygulamaya koymuştur.
Daha da anlamlısı, o dönemde Ulusal Madenciler Sendikası’nın (NUM) Yorkshire şube başkanı olan Arthur Scargill’in Liberallerle yapılan pakta tepki olarak yaptığı şu açıklamaydı: “Benim görüşüme göre hükümet, Liberal Parti ile bir anlaşmaya varmamalıydı ve 1974’te sunulana artık aykırı olan bir yetkiyle iktidarda kalmaya razı olmamalıydı... Eğer gerçekten Liberallerle bir koalisyona girmeye hazırsak, şu sorunun sorulması gerekir: Durum gerektirdiği takdirde daha da ileri gidip Muhafazakârlarla bir koalisyonu kabul etmeye de hazır mıyız?” (News Line, 28 Mart 1977) Dikkat çekici biçimde, bu açıklama ikinci sayfaya gömülmüştü; bu durum, İşçi Parti’yle bağlantılı hareket içindeki çelişkileri derinleştirmeye, sol kanadı koalisyona karşı çıkmaya zorlamaya ve Callaghan kabinesini görevden alma mücadelesinde onlara eleştirel destek sunmaya yönelik herhangi bir perspektifin yokluğunu yansıtıyordu.
Belirtilmelidir ki, böyle bir kampanya, WRP kadroları fabrikalarda taban işçileri arasında ve hatta İşçi Partisi içinde stratejik olarak konumlanmış olsaydı, ölçülemeyecek kadar güçlenir ve geniş olanaklar açardı. Parti, TUC Genel Sekreteri Len Murray’in “TUC, bu mevcut hükümetin başladığı işi tamamlamak üzere iktidarda kalmasını istiyor,” (News Line, 22 Mart 1977) açıklamasına karşı siyasi bir kampanya yürütebilirdi.
Ancak Liberal-İşçi Partisi paktına bağırmaktan öteye hiçbir şey yapılmaması, WRP’nin artık “iktidara hazırlık” aşamasında olmadığını iddia eden tumturaklı bir retorikle örtbas edildi. Bunun yerine Healy, WRP’nin artık doğrudan “iktidar mücadelesine” giriştiğini ilan etti. WRP’nin fiili pratiği açısından bu sözel değişiklik hiçbir şey ifade etmiyordu. Aksine bu formül, tüm çarpıcı etkisine rağmen WRP’nin siyasi çekimserliğini ve işçi sınıfından sekter yalıtılmışlığını haklı gösteren bir kalıp işlevi görüyordu. Bolşevizmin dilinde iktidara hazırlık, kitleleri kazanma mücadelesidir. Komintern’in 1921’deki Üçüncü Kongresi’nin ilan ettiği gibi, iktidarı fethetmek için partinin önce kitleleri fethetmesi gerekir. Ancak bu temel üzerinde iktidar mücadelesine girişilebilir. Bu ilke esas olarak o dönemde yalnızca yarım milyon üyesi bulunan Almanya Komünist Partisi’nin deneyimine dayansa da Lenin’in 1977’de o kadar üyesi sahip olmayan İşçilerin Devrimci Partisi’ne de uygulanmasını onaylayacağını düşünme eğilimindeyiz.
Ne var ki Lenin’i geride bırakan Healy, kitleleri kazanmanın (“iktidara hazırlık”) iktidar mücadelesinin ana yolundan gereksiz bir sapma olduğunu kanıtlamaya girişti. WRP’nin 1977 Ağustos Kongresi’ne göre, “Parti’nin rolü aritmetik faktörlere indirgenemez.” Bu doğrudur; kadroların siyasi olarak çelikleştirilmesi, partinin ve önderlerinin manevi otoritesi ve partinin temsil ettiği tarihsel gelenekler gibi faktörler, partinin gücünü üye sayılarının gösterebileceğinin çok ötesine taşıyan muazzam bir devrimci anlam kazanabilir. Yine de Britanya egemen sınıfının 600 üyeli bir parti tarafından devrilmesi son derece düşük bir olasılıktır. Hayır, yalnızca aritmetik rakamlar devrimin kaderini belirlemeyecektir. Ama sayıların önemine gereken vurguyu yapmadan iktidarı fethetmeye kalkışan devrimci partinin vay haline.
WRP içindeki siyasi kargaşa, 1977 yazında, Grunwick mücadelesinin doruğunda, ağustos konferansının merkezi sonucunda kendine özgü biçimde dile geldi:
Parti daha önce, İşçi Partisi önderlerinin kapitalist devlet karşısındaki korkaklığını ve ihanetini işçi sınıfına teşhir etmek amacıyla “İşçi Partisi İktidara” ve “İşçi Partisi hükümetini sosyalist politikalar uygulamaya zorlama” politikası çağrısında bulunuyordu.
Şimdi ise bu formülü terk etmek zorunlu hale geldi; tıpkı 1917’de Lenin’in “Proletarya ile Köylülüğün Demokratik Diktatörlüğü” sloganını terk ederek, Bolşevik Parti önderliğinde yoksul köylülükle ittifak halinde işçi sınıfının bağımsız mücadelesine çağrı yapması gibi. (“Five Years of the Workers Revolutionary Party”, s. 6)
Bu inanılmaz derecede tehlikeli bir kafa karışıklığıydı ve Healy’nin ne “demokratik diktatörlüğü” ne de İşçi Partisi’ni anladığını ortaya koyuyordu. Lenin’in bu formülü reddetmesi ile WRP’nin “İşçi Partisi İktidara” çizgisindeki değişikliği arasında bir denklem kurmak, sarsıcı sonuçlar doğururdu. Lenin’in yaptığı düzeltmenin dünya-tarihsel önemi, köylülüğün iktidarı kullanabileceği bağımsız bir parti inşa etme kapasitesinin tarihsel olarak bulunmadığını kavramasıydı. Proletarya diktatörlüğünden önceki bağımsız ve ara bir gelişme aşaması olarak proletarya ile köylülüğün demokratik diktatörlüğü kavramı, Bolşevik Parti’nin ve gelecekteki Komünist Enternasyonal’in programından silindi (1920’lerde Stalin ve Buharin tarafından yeniden diriltilene kadar). Bu düzeltmeyi bir biçimde İşçi Partisi sorunuyla ilişkilendirmek ancak şu anlama gelebilirdi: WRP, en temel tarihsel ve sosyolojik nedenlerden ötürü (bunları açıklama zahmetine girmedi), proletarya diktatörlüğünden önce bir başka İşçi Partisi hükümetinin olamayacağı sonucuna varmıştı. Böyle bir perspektif, WRP kadrolarının tamamen silahsızlandırılması ve işçi sınıfının terk edilmesi demekti. Dahası bu, Healy’nin, siyasi çizgi konusunda ciddi bir çalışma yapmak yerine kervanı yolda düzdüğünü de açığa vuruyordu.
Ertesi yıl Liberal-İşçi Partisi paktı sona erdi; bu, Muhafazakârların artık İşçi Partisi hükümetinin devrilmesini örgütlemeye hazır olduğunun işaretiydi. Bu arada, Callaghan rejimine yönelik muhalefet işçi sınıfı içinde öyle boyutlara ulaşmıştı ki, hükümetin ücret politikaları Ekim 1978’deki İşçi Partisi konferansında ikiye bir oranla reddedildi. Bu gelişmeler bir kez daha, WRP’nin İşçi Partisi ve geniş işçi kitleleriyle ilişkisinin felce uğradığını vurguluyordu. İşçi sınıfının tüm kesimlerindeki muazzam atılıma ve İşçi Partisi içindeki kıyamete rağmen WRP tamamen yalıtılmış durumdaydı. Daha da kötüsü, hiç değişmeyen “İşçi Partisi hükümetini devirin” talebi, WRP’yi Muhafazakâr Parti’ye rahatsız edici bir yakınlığa yerleştiriyordu. Ama ne gam! Şimdi her zamankinden daha fazla: İşçi Partisi hükümetini devirin!
WRP Marksist bir partinin yapması gerektiği gibi çalışsaydı, yeni durumu hesaba katan ve İşçi Partisi hükümetinin can çekiştiğini, Muhafazakâr iktidarına dönüşün yakın tehdidinin ancak Callaghan kabinesinin görevden alınması ve sosyalist politikaların uygulanmasıyla durdurulabileceğini vurgulayan taktik bir çizgi geliştirirdi. Oysa WRP, siyasi çizgisini kitlelerin Muhafazakâr karşıtı duygularıyla özdeşleştirmek için hiçbir girişimde bulunmadı.
1973 ile 1978 arasında WRP’deki siyasi değişim öyle büyüktü ki, en ciddi büyümesini Muhafazakâr karşıtı duygunun yükselişiyle yaşamış olan parti, artık bu temel sınıf duygusuna tamamen kayıtsız hale gelmiş ve onu devrimci amaçlar için kullanmaya hiç teşebbüs etmemişti.
